Eski dönemlerdeki evlere baktığınızda avlulu kocaman evler olduğunu görürsünüz. Çünkü birkaç nesil birlikte yaşar. Ana+baba+torun+dede+nine,+gelin+damat vs vs. Bakımevi imiş huzur evi imiş bunlar söz konusu değil idi bizde, ama batıda bu müesseseler 1800’lü yılların ortasından ve 1900’lü yılların başından itibaren kurulduğunu görüyoruz. Batıda bakımevlerinin kuruluşundan önce bir takım kilise dernekleri bu görevi üstlenmişlerdi.
Yani demek istediğim bizim Türk toplumu geleneğinde yaşlısını, hastasını terk etmek, oraya buraya sepetlemek gibi bir uygulamaya rastlanmazdı. Birkaç nesil birlikte yaşayan aile hastasına da yaşlısına da sahip çıkar, onu baş tacı ederdi. Modernleşip, sanayileşip kendi kültürümüzden koparak batı müesseselerini ithal etmeye başladıktan sonra bizde de bakımevleri/huzurevleri kurulmaya başlandı. Türkiye’deki ilk huzur evinin kuruluş tarihi ne zamandır bilir misiniz? 1966, Konya. Ve akabinde evlatların, kendilerini yıllarca bakıp büyüten ana ve babalarını bakımevlerine, Darülaceze gibi kurumlara postalama devri başladı.
Diyeceksiniz ki “artık o büyük konak türü evlerin zamanı geçti. 1+1 daireye sahip olabilen kendini dünyanın en şanslı insanı olarak düşünüyor.” Veya şöyle diyeceksiniz belki “İnsan kendini zor geçindiriyor iken, bir de yaşlı elden ayaktan düşmüş ana ve babası ile nasıl uğraşsın?” Veya şöyle diyenler de olabilir “Ben büyüklerime bakmak istiyorum ama gelin/damat istemiyor, -evden giderim- diyor, ben ne yapayım? Veririm parasını postalarım huzur evine”
Ya parası olmayan HAYIRLI EVLAT ne yapacak? O da Darülaceze’ye yollayıp belki yılda bir kez ziyaret edecek ana ve babasını.
Benim şahsi düşüncem kişi büyüklerine sahip çıkmalı, başkalarının eline bırakmak yerine büyükleri ile kendisi ilgilenmeli. Yalnız başına kaldığında da, işlerini kendisi halledebiliyorsa, mümkün mertebe ev hayatını tercih etmeli. Ama öyle güzel bakımevleri var ki yalnız yaşayan kişi gıpta edebiliyor. İyi de paran var mı buralara gitmek için?