Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Aykan’ın Şehir Karnavalı

ENGELLEKTUEL

Aktif Üye
Üyelik
8 Kas 2004
Konular
84
Mesajlar
1,383
Reaksiyonlar
143
Aykan’ın Şehir Karnavalı

Ben bir ayyaşım, sekiz ayakla dolaşan,
Sokaklar sarhoş, ben de onlarla aynı kafadayım.
Kaldırımlar çatlamış, vapurlar geçiyor,
Evdekiler TV’de, dışarıda hayat kendi oyununu oynuyor.


Aykan gözlerinde yağmurla durdu,
Ama gülmeye hâlâ vakti var, bahar geldi sonuçta.
Tren rayları kadar sıkıldım,
Yaşım bir sır, yarışın dışındayım zaten.


Boş kovanlar, tahtta oturan sahte krallar,
Düş kuranlar, yarasını yamayanlar…
Kazalar, ışıklar, kırık bardaklar,
Ben kendi yolumu çiziyorum, kimseye bakmadan.


Müziğim cebimde, melodiler saklı,
Aradığın şarkıyı belki de ben söylüyorum.
Bam bam bam… ritmim adımlarım,
Ama sen yine de gül, çünkü bahar geldi ya!


Bu gece yağmurda bir damlayım,
Toprak kokusundayım, ıslanmış bir serenatım.
Kahvemdeki sıcaklık, ekranımdaki ışık,
Şehir ister kararsın, ister ışılda,
Ben hep bir adım ötede, kendi halimde gülüyorum.


Beni bir yere atın, tın tın gideyim,
Uzakta kendime yakın, durumları seyreyim.
Hayat saçma, şehir deli, ama ben hâlâ buradayım,
Aykan’ın öyküsü, yarım kalmaz asla.
 
Hayat bana “sistemde bir hata oluştu” mesajını biraz erken verdi. Bazıları orada durur, ben debug moduna geçtim. Çünkü her çöküş, yeniden yazılacak bir satır kod demekti benim için.

Beden bazen yavaşladı, ama zihin hep aktifti. Dayanıklılığın kasla değil, sabırla ölçüldüğünü orada öğrendim. IT de bu yüzden sadece mesleğim değil, kendimle konuştuğum dil haline geldi.

💻 Ben Bir CV Değilim. (ya da diğer adıyla: Sessiz sinyalleri okuyan bir IT’cinin hikayesi)


İş aramak bir maraton değil, karakter testi. Herkes “uygun aday” arıyor ama kimse “gerçek insan” aradığını kabul etmiyor. Ben o gerçeği saklamadım. Çünkü mükemmel görünmeye çalışmak yerine, kendim gibi görünmeyi seçtim.

📜 Bir iş ilanına değil, bir hikâyeye başvuruyorum aslında. “Dinamik ekip arkadaşı aranıyor.” Evet evet… Hangi ekip dinamik ki? Kahve bile bazen reboot istiyor. ☕

Benim enerjim hep farklı yerden geliyor: Belki bedensel olarak sınırlarım var, ama zihinsel olarak ben çoktan duvarın öte tarafındayım.


🚀 Gerçek deneyimlerim var. Hatalarımla, çözümlerimle, log satırlarıyla. “Learning process” dedikleri şey PowerPoint’te değil, gecenin 3’ünde çöken sistemde yaşanıyor.

Ama dürüst olayım, benim için “sistem çökmesi” bazen sadece server’da olmuyor. Beden bazen yavaşlıyor, ama zihin hep devam ediyor. Ben işte o devam eden kısmım.


📱 Kendime ait dijital bir vitrinim var. LinkedIn’de ciddiyim, GitHub’da üretken, Medium’da arada bir “şu hatayı nasıl çözdüm” yazıyorum, ve Reddit’te itiraf ediyorum: “Sorun ben değilim, API.”

Her platformun ayrı karakteri var. Benim de. Ve evet, benim versiyonum biraz farklı çalışıyor — ama hala çalışıyor. ⚙️


🤝 Network önemli diyorlar. Haklılar. Ama ben “tanıdık” değil, bağ kurmak kısmını önemsiyorum. Çünkü bazen bir Slack grubunda tanıştığın kişi, bir gün seninle aynı projede kod yazıyor.

Ben bağlantı kurarken sadece iş değil, anlayış da arıyorum. Çünkü herkes gibi üretmek değil, bazen engellere rağmen üretmek bambaşka bir disiplin istiyor.


🌐 Topluluklar? Benim doğal habitatım. Discord kanalları, webinarlar, Stack Overflow tartışmaları… Pozisyon açılmadan önce ben zaten oradaydım. Çünkü IT’de işler “başvuru formu”yla değil, bazen bir pull request’le başlar.


👀 Ve o sessiz sinyaller… Evet, şirket içeriklerinizi beğendim ama hemen başvurmadım. Profilinize baktım, kültürünüze baktım, Slack’e sızma isteğime zor da olsa direndim. Sonra içimden geçti:

“Burada ben olurum.”

🪞 Çünkü teknoloji sadece kod değil. Biraz sabır, biraz merak, ve bazen biraz dengesiz sinir sistemiyle bile dengede kalma çabası.

Ben o his için buradayım. 💡

Aykan İNAL
 
Yeni yıl geldi.
Herkes “herkes için eşit fırsatlar” postu atıyor.
Sonra pazartesi oluyor ve… yine merdiven var.

Engellilik hâlâ çoğu kurumda bir duygu konusu.
Oysa IT’de böyle şeyler yoktur.
Ya çalışır ya çalışmaz.
Ya erişilebilirdir ya değildir.

“Biz herkese eşit davranıyoruz” demek,
herkese aynı şeyi vermektir.
Bu da çoğu zaman
bazı insanları sistemden sessizce düşürmek demektir.
(Log yok, alarm yok.)

Erişilebilirlik ekstra değil.
İyilik hiç değil.
Kurum kültürü falan da değil.
Bu, kötü tasarlanmış bir sistem hatasıdır.

Yeni yılda dileğim basit:
Engelliliği motivasyon konuşmalarından çıkarıp
mimari kararlara sokalım.


Yoksa yeni yıl da gelir geçer,
biz yine “çalışıyor gibi” yapan sistemleri savunuruz.
 
kadıköy engelliler komitesine üyeyim . Görüşlerinizi değerli buluyorum . ne gibi önerileriniz var.
 
Biri de yerini sağlamlaştırmak için bizi kullanmak istiyor Allah'ım ya... Güya bizi anlıyormuş gibi sorunlarımızı dinleyip bilgi dağarcığını genişletecek. Görevli olduğu yerde kendisi gibi aynı işi yapan bir sürü adam var. Güya onlardan üstün olacak.Ya işi baki kalacak ondan vazgeçmeyecekler ya da bir üst lige çıkacak arkadaş.
Böyle kendi menfaatini düşünen avcılara avlanmayın derim. Zaten bizim derdimiz başımızdan aşkın...
Bir de bunlara anlatacağız da çözüm bulacaklar diye aldanıp sürekli dertlerimizi sıkıntılarımızı tekrar edip de kendimizi iyice sıkıntıya sokmayalım. Hani biz birilerine derdimizi söyledik ya? O birilerinden hangisi hangi bir derdimize çare oldu?
Arkadaşlar sizi bilmem ama derdimi anlatayım derken tekrar tekrar o anları yaşamaktan nefret ediyorum.
 
Son düzenleme:
@MUSTAFA3882 haklı bir öfke ve itiraz var.

Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, bir şeylerin gerçek anlamda değişmesi, bireysel olarak verilen tepkilerle neredeyse imkânsız. Türkiye’de engellilik ve erişilebilirlik meselesi, tek tek kişilerin iyi niyetine bırakılabilecek bir alan değil. Tam da bu noktada sorumluluk, STK’larda ve topluluklarda başlıyor.

Asıl sorgulanması gerekenler;
yıllardır bu alanda “temsil” iddiasında olan, ancak sahada somut ve kalıcı karşılığı olmayan yapılardır. Çünkü birey tek başına yorulur, tükenir, hatta görünmez olur. Kurumsal baskı ve kolektif ses olmadan sistem kendini düzeltmez.

@bireda,
Bunu birey olarak, sizin özelinizde önermek ne kadar doğru olur açıkçası emin değilim.
Çünkü yol haritanız hakkında hiçbir bilgim yok.

O yüzden niyetler ya da yaklaşımlar üzerinden ilerlemek yerine, gerçekten elimizde ölçülebilir bir çalışma olup olmadığını sormak istiyorum.

Örneğin şu başlıklarda somut, sayısal bir veri var mı?
  • Erişilemeyen bina sayısı
  • Standart dışı rampalar
  • Bozuk kaldırım ve geçit oranları
  • Erişilebilir olmayan kamu hizmetleri

Eğer bu veriler yoksa, konuştuğumuz şey ister istemez kişisel görüşler ve iyi niyet beyanları seviyesinde kalıyor. Oysa erişilebilirlik konusu, iyi niyetten çok somut veri, plan ve sorumluluk gerektiren bir alan.

Bunu bir eleştiri olarak değil; tartışmayı daha gerçekçi ve sonuç alıcı bir yere çekme çabası olarak görün lütfen.

Bazı yerlerde erişilebilirlik,
Bluetooth gibi açılıp kapatılabiliyor.

“Şu an uygun değiliz
“Bütçe yok”
“Sonra bakarız”

Ama iş ilanlarında hep açık:
“Çeşitliliğe önem veriyoruz.

Sizce erişilebilirlik:

  • Temel bir gereklilik mi
  • Yoksa iyi PR malzemesi mi?
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Kesinlikle, çoğu yerde erişilebilirlik temel bir gereklilik olmasına rağmen iş ilanlarında daha çok PR aracı gibi kullanılıyor. Gerçek uygulamada hâlâ eksikler var gibi görünüyor.
 
@sancar.da,
Gelin bu harika konuyu bir oyunla daha anlaşılır hâle getirelim.
 
Bu yıl dışarı çıkmıyorum.
Kalabalık sevmiyorum.
Zaten masada yer yok; kadınlar ve çocuklar doldurdu.

Onlar yılbaşını seçmedi.
Yılbaşı onları buldu.
Saat on ikiye doğru, biri yine “yanlış yerde”ydi,
biri yine “yanlış kişiyle”,
biri de sadece çocuktu. En büyük hatası buydu.

Televizyon açık.
Spiker gülümsüyor.
Alt yazı akıyor: acı bir olay daha.
“Daha” kelimesi bu ülkede çok çalışıyor.

Geri sayım yapıyorlar:
10… 9…
Ben saymıyorum.
Çünkü biz hep sıfırdan başlıyoruz,
ama bazıları eksiye düşüyor. Geri dönüş yok.

Yeni yıl dilekleri soruluyor:
“Sağlık, mutluluk, huzur.”
Klasik set.
Kadınlara ve çocuklara hiç çıkmadı bu paket.

Kadeh kaldırmıyorum.
Çünkü bazı sesler hâlâ kulaklarımda:
kapı gıcırtısı,
komşunun susması,
haber bülteni müziği.

Bu yılbaşı onlarla geçiriyorum.
Çünkü eğlenmek için sebep lazım,
susmak için vicdan yeter.

Ve evet…
Yeni yıl geldi.
Onlar gelmedi.

 
G9m1OYxXIAEQus7

Yeni yılın ilk sabahıydı. Kahvemi almıştım, bilgisayar açıktı.IT’ci refleksi… Önce sisteme bakarsın; ayakta mı diye. İnsanlık çökmüş mü, o ikinci kontrol.

Ekran açıktı, her şey çalışıyor gibiydi. Yine de içimde tanıdık bir his vardı: Bir şeyler eksik.

Kapı çaldı.

Yehova Şahitleri.
Sabırlılar… Yıllardır aynı sürümü anlatıyorlar. Hep “yakında”. IT dünyasında bunun adı roadmap. Tarih yok, sürüm var.

Ben engelliyim. Hayat bana sanki beta sürümden düşmüş gibi davranıyor.
Her şey var ama tam değil.
Erişilebilirlik desen, çoğu yerde küçük bir not gibi duruyor: “İleride eklenecek özellik.”

Yehova Şahitleri umut anlatıyor.
IT çözümler anlatıyor.
Ben ise rampası olmayan kapıya bakıyorum. Düşünüyorum: Bu umut tam olarak hangi girişten içeri giriyor?

Hayat bir web sitesi gibi.
Ana sayfada “Eşitlik” yazıyor ama klavyeyle gezemiyorsun.
“İnsan odaklı” diyor ama insanın yarısı görünmüyor.
Sorun tasarımda değil diyorlar, kullanıcıda.

Yeni yıl geliyor. Herkes dilek tutuyor.
Ben tutmuyorum. Ben ticket açıyorum.

Başlık: Erişilebilirlik Çalışmıyor
Durum: Hâlâ Beklemede

Belki bu yıl biri yine kapıyı çalar.
Ama bu sefer broşür değil, roadmap değil…
Gerçek bir güncelleme getirir.

Aykan İnal
 
Son düzenleme:
Merhaba

Chp engeliler komitesine yeni üyeyim . Bu konuları da sayısal verilere dökmeye çalışacağım. Psikolojik engelliyim. Fiziksel engelli olmadığım için pek bu konuları bilmiyorum Ama en azından kadıköyde Bu çalışma yapılabilinir.
 
ChatGPT-Image-19-Oca-2026-13_12_59-870x400.png


Bizim toplum sevgili değiştirmeyi
kot pantolon değiştirmekle karıştırmış durumda.

“Bu sıktı.”
“Bu bana uymadı.”
“Yeni sezon çıktı.”

Hop…
Sepete yeni insan.

İlişki artık deneme kabini gibi:
Üç gün dene, olmazsa
kasaya bile uğramadan bırak.

Eskiden insanlar ilişkiyi tamir ederdi,
şimdi direkt çöpe atıyoruz.
Vida gevşedi mi?
Yeni sevgili alıyoruz.

Hızlı Tüketim Aşkı™​


Tanış: Pazartesi
Aşık ol: Çarşamba
Toksik ilan et: Cuma
Ayrıl: Pazar
Yeni sevgili: Salı

Sosyal medyada herkes
“ruhumun eşi”ni buluyor.
Ayda üç tane.

Ruh mu çoğalıyor,
yoksa eşler mi seri üretim bilmiyorum.

Gelelim Bana…​

Evet, engelli olan benim.

Bu aşk piyasasında
“özel kategori”yim.

İnsanlar bana bakarken şunu düşünüyor:
  • “Zor olur mu?”
  • “Bununla hayat geçer mi?”
  • “Bana yük olur mu?”

Kalbimi soran yok.
Duygularımı merak eden yok.
Ama fiziksel halim
CV gibi inceleniyor.

Sanki sevgili değil de
taşınması zor bir koltuk takımıyım.

Daha tanımadan vazgeçiyorlar.
Gülüşümü görmeden.
Nasıl sevdiğimi bilmeden.

Engel bende, evet.
Ama sevememek mi engel,
yoksa önyargı mı?

Bence cevap belli.

Ben Bu Sisteme Uymuyorum​


Ben:
    1. günde “ruh eşim” demiyorum
  • İlk tartışmada kaçmıyorum
  • “Zor” deyip insan silmiyorum
  • Sevgiyi kullan-at görmüyorum

Evet, ben eski modelim.
Ama eski modeller:

  • Sağlam olur
  • Kolay bozulmaz
  • Sahibini yarı yolda bırakmaz

Aşk Trend Ürün Değil​


Aşk:
  • Kampanyayla alınmaz
  • Story atınca başlamaz
  • Engelle bitmez

Aşk emek ister.
Sabır ister.
Ve en önemlisi
adam gibi insan olmayı ister.

Belki bu yüzden
Kore dizilerini seviyorum.

Adam seviyor…
3 bölüm sürüyor.

Bizde?
3 story sürüyor.

Sonuç​


Kot pantolon gibi sevgili değiştiren bu toplumda
evet, ben farklıyım.

Çünkü engelim var
ama kalbim sağlam.

Bir gün biri çıkacak
engelime değil
insanlığıma bakacak.

İşte o zaman diyeceğim ki:

“İyi ki herkes yanlış çıktı.”


Çünkü doğru insan
hızlı gelmez.


Yavaş gelir.
Sessiz gelir.
Ama kalıcı gelir.

 
OFFLINE-KALPLER-Aykaninal-870x400.png


Offline Kalpler Derneği Başkanıyım​

Kalabalıkta
yalnız kalabilen ender insanlardanım.

Bir yetenek değil bu,
etiketi kopmuş bir savunma biçimi.

Hayat bana insan verdi,
ben araya mesafe koydum.
Bazı şeyler yakın durunca
can yakıyor.

IT uzmanıyım.
Başkalarının sistemleri çöktüğünde
ben ayakta kalırım.

Ama biri
“nasılsın?” dediğinde
içimdeki sunucu
aniden kapanır.

Cevap yok.
Zaman aşımı.
Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sabah evden çıkarken
kapıyı iki kez kilitlerim.

Biri hırsızlar için,
diğeri ihtimaller için.

Çünkü insan
başına ne geleceğinden değil,
başına kimin geleceğinden korkar.

Yolda yürürken
kaldırımlar bana tuzak kurmuş gibi.

Taşlar yerinde durmaz.
Sanki bilerek
ayağımın altına girerler.

Şehir hızlıdır.
Ben şehre göre değilim.
Olsam da
zaten uymazdık.

İnsanlar bir yerlere yetişir.
Ben de yetişiyorum aslında…

Kendime.

Ama hep biraz geç.

Konuşurken
kelimeleri tartarım.
Ağır ağır bırakırım cümlelerin içine.

Karşımdaki sabırsızlanır.
Bitirmemi beklemeden
anladığını sanır.

Oysa ben
henüz başındayımdır.

Hayatta da öyleyim.
Herkes son sayfadayken
ben giriş bölümündeyim.

Telefonuma bakarım.
Bildirim yok.

Kalbim çekmiyor sanki.
Operatörü değiştirmeyi düşündüm.
Duygusal kapsama alanı zayıf.

“Neden evlenmedin?” derler.

Sanki evlilik
bir yazılım paketi.

Standart sürüm mü,
premium mu?

Ben deneme sürümünde kaldım.
Süresi doldu
ama silmeye kıyamadım.

Yalnız yaşıyorum.
Ama yalnız başıma değil.

Yalnızlıkla birlikte.

Sessizdir.
Kapıyı çarpmaz.
Gitmez.

Sadece oturur
ve içine bakar.

Akşam eve gelirim.
“Hoş geldin” derim.

Cevap yok.

Ama beklemem de.
Bazı cümleler
duyulmak için değil,
söylenmek içindir.

Bazen kendimle konuşurum.
Sonra susarım.

Kendime trip atarım.

İnsanın kendine trip atması
kişisel gelişimin
son evresidir.

Gece yürüyüşe çıkarım.
Şehir o zaman daha dürüst olur.

Gündüz herkes rol yapar.
Gece kimse kimseye
bir şey ispatlamaz.

Sokak lambaları bile
sadece işini yapar.

Yanırlar.
O kadar.

Birini sevmek isterim.
Ama bağımlılık gibi değil.

Sigara gibi de değil.

Kahve gibi olsun isterim.
Bırakamayayım
ama beni de yormasın.

Yalnızlıktan korkarım.
Ama yanlış insanla kalmaktan
daha çok.

Bu yüzden çoğu zaman
yalnızlığı seçmem,
yalnızlık beni seçer.

Offline Kalpler Derneği Başkanıyım.

Üye sayısı: bir.
Aidat: geceleri düşünmek.

Ama yine de…

Kapıyı kilitlemem.

Biri gelir diye değil,
gelmeyeceğini bilip
umudu açık bırakmak için.

Aykan İNAL
 
Son düzenleme:
Üst Alt