HARİKA ÇOCUKLAR...
Bir yanda yüksek güvenlik duvarlarıyla çevrili siteler, kontrollü oyun alanları, bitmek bilmeyen kurs programları, özel dersler, spor merkezleri, yabancı dil eğitimleri...
Diğer yanda ise hayatın bizzat kendisi.
Bugün pek çok anne baba, çocuklarına en iyi imkânları sunabilmek için büyük bir emek veriyor. Bu çaba elbette kıymetli. Ancak bazen gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: Çocuklar yalnızca anlatılarak değil, yaşayarak öğrenir.
Çocuğunu her türlü riske karşı korumaya çalışan aileler, farkında olmadan onu hayatın kendisinden de koruyabiliyor.
Sonra ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Yirmi yaşına gelmiş bir genci arayıp "İlacını aldın mı?" diye hatırlatıyoruz.
Yirmi beş yaşındaki yetişkin bir bireyin odasını toplamaya devam ediyoruz.
Bankaya tek başına gitmesine, pazardan alışveriş yapmasına, toplu taşımayı kullanmasına ya da küçük kararlarını vermesine fırsat tanımıyoruz.
Ardından da şaşkınlıkla soruyoruz:
"Bu çocuk neden sorumluluk almıyor?"
Oysa sorumluluk, anlatılarak değil; deneyimlenerek öğrenilir.
Geçtiğimiz günlerde buna dair çok güzel bir manzaraya tanık oldum.
Görme engelli bir anne, on yaşındaki kızıyla birlikte işten çıktıktan sonra mahallesindeki pazara uğruyordu.
Küçük kız önce domatesleri tek tek kontrol etti.
Ardından soğan seçti.
Sonra patatesleri inceledi, biberleri aldı.
Dışarıdan bakıldığında sıradan bir alışverişti.
Oysa dikkatle bakıldığında orada çok daha büyük bir eğitim vardı.
O çocuk yalnızca sebze seçmeyi öğrenmiyordu.
Kaliteli ürün ile kalitesiz ürünü ayırt etmeyi öğreniyordu.
Esnafla iletişim kurmayı öğreniyordu.
Para hesabı yapmayı, fiyat karşılaştırmayı ve bütçe yönetimini öğreniyordu.
İnsanlarla göz teması kurmayı, sıra beklemeyi, teşekkür etmeyi ve hayatın doğal akışı içinde yer almayı öğreniyordu.
Kısacası okulda öğretilmeyen, fakat yaşam boyu ihtiyaç duyacağı becerileri kazanıyordu.
Bugün eğitim bilimleri buna "yaşantısal öğrenme" adını veriyor. Çünkü insan zihni, bilgiyi yalnızca okuyarak değil; dokunarak, deneyimleyerek ve yaşayarak kalıcı hâle getiriyor.
Elbette kitap okumak değerlidir.
Satranç oynamak zihni geliştirir.
Sanatla, sporla ve farklı kurslarla tanışmak çocukların gelişimine önemli katkılar sağlar.
Fakat bütün bunlar, gerçek hayatın yerine geçemez.
Çocuk yalnızca başarıya değil, yaşama da hazırlanmalıdır.
Bazen bir pazar alışverişi, bir mutfak hazırlığı, faturayı yatırmak, otobüse binmek ya da evde küçük bir sorumluluk üstlenmek; saatler süren teorik eğitimlerden daha kalıcı izler bırakabilir.
Çünkü hayata hazırlanmanın yolu, hayatın içine karışmaktan geçer.
Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miras; kusursuz bir konfor alanı değil, karşılaştıkları sorunlarla baş edebilecek özgüven, beceri ve sorumluluk duygusudur.
Harika çocuklar; yalnızca iyi okullarda, sayısız kursta ya da steril ortamlarda yetişmez.
Harika çocuklar, hayatın içinde büyür.
