Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Şizofreni ve bipolar ilahi bir ceza olarak görüyor musunuz?

@Ahmet T, hayır , akıl hastalarının atakları olur atakta ne yaptıklarının farkında değildirler bu durumda hiçbir ibadetten sorumlu değildirler ama ataktan çıkıp ne yaptığını bildiği durumda ise aklı başında her müslimin yaptığını yapmak ve her farzı yerine getirmelidirler.
Not: ilahiyatçıyım.
 
ben herşeyin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. aklımın açıklayamadığı şeyleri illaki bir açıklaması vardır diyorum. inanıyorum daha doğrusu inanmak istiyorum. kimseye kendi inancımı dayatamam, başkası dayatırsa da rahatsız olurum. beynimde bu şekilde bir denge kurdum.
gunde bir avuç ilacı boşa içtiğime inanmak istemiyorum. herşey de hayır vardır. sizde olumlu düşünmeye çalışın çünkü aksini yapsanız bile hiç birşey elde edemeyiz varolan ruh halimizi daha da beter ederiz.
ara ara dibe çekildiğim oluyor, inancıma sığınıp bekliyorum tabi bilime de güveniyorum iğnelerimi ilaçlarımı içiyorum
herşey güzel olur umarım
 
@Ben_Claudius,
Ben de herşeyin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Klinik psikolog Beyhan Budağın bazı şeyler sadece olur bir sebep aramamak gerekli demesi beni şasırtmıştı ama düşüncem değişmesdi bir de herşey de bir hayır vardır değil her şerde bir hayır vardır olacaktı sanırım.
 
Bakara Suresi 216. ayette "Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz ondan hoşlanmazsınız. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz." buyurulmuştur.
 
@osmangazi,

“Din sorgulanmaz, sorgularsan dinden çıkarsın” ifadesi doğru bir ifade değil.

İman iki türlüdür:

Atalardan görülen ve hiç sorgulanmadan onlardan öğrenilerek elde edilen iman, ki buna “taklid-i iman” denir. Yani ana-baba-dededen görerek, onları dinleyerek veya onların zoru ile elde edilen iman.

Bir de kişinin araştıra araştıra, kafasına takılan sualleri sora sora imana kavuşması vardır ki buna da “tetkik-i iman” denir. Asıl makbul olan iman tam da budur. Ve bu şekilde hidayete erip doğru yolu bulanların imanı son derece sağlamdır diğerlerine göre.

Sorun, araştırın, yeryüzünü, yıldızları, kuruyan otların yeniden yeşermesini, bir damla sudan insanın oluşumunu. Tabii ki bütün bunların bir sebebi vardır, hayatta hiçbir şey sebepsiz değildir, önemli olan o sebepleri kimin yarattığını anlayabilmek. Denizlerin yarılması veya ölülerin diriltilmesi gibi sebepsiz oluşumlar peygamberlere mahsus mucizeler. İlim ve din birbirinin zıttı değildir. Ama kimileri dini bir afyon olarak nitelerken Bülent Bey kardeşimiz o kadar ileri gitmeyerek daha iyi niyetli bir bakış açısı ile arzu eden insanı huzura götürecek bir ödül olarak değerlendiriyor.

Hastalık konusuna dönersek her şey inanca dayanıyor. Kadere ve ahiret inancına. İnancınız varsa Kur’an ve Sünnet rehberinizdir. İnançta da sabır ve şükür en önemli iki unsurdur.

Her hastalık, ayağa batan bir diken veya kıymık bile bir musibettir, önemsemezseniz ayağın kaybına kadar yolu vardır. Diken değil de benim gibi ayakta bir felç durumunu ele alalım. İnancınız yok veya zayıf ise ölünceye kadar mutsuz yaşarsınız, ”neden ben? sorusunu sormadığınız ne bir gün vardır, ne de bir saat. Asla mutlu değilsinizdir, mutsuzluğunuzu gizlemek veya yok etmek için çoğu kimse ya alkole başvurur ya da uyuşturucuya. Kötü alışkanlığı olmayan nispeten azdır. Hz.Musa ile Hızır’ın karşılaşmasındaki enteresan olayları anlatan Kehf Suresini okumamış iseniz “iki aylık bir bebeğin canını neden Allah almış olabilir ki, hayır bunun neresinde?” diyebilirsiniz.

Ama inancınız sağlam ise başımıza gelen, hastalıklar dâhil, her musibet bizler için aslında büyük bir lütuftur. Çünkü hem Yüce Allah’ın mukaddes kitabında, hem de Sahih Hadislerde bu dünyanın sadece bir oyun alanı olduğu belirtilmemekte, musibetlerin de birer imtihan vesilesi olduğunu bildirilmektedir.

İnsanın en büyük düşmanı nefistir. Her nefis kötülüğü emreder insana. İster ki insan dinimizin “kötü” olarak nitelediği işleri yapsın. Mesela içki içsin, dedikodu yapsın, zina yapsın, rüşvet alsın, torpile başvursun, kul hakkı yesin, katil olsun, hırsızlık yapsın vs vs. Ama yüceler yücesi ve merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ımız bu dünyada bizlere musallat ettiği musibetlerle, çeşit çeşit hastalıklarla aslında öteye taşıyacağımız günahlarımızdan veya bir kısmından bizleri arındırmak/temizlemek istiyor. Şehitlik sıradan bir Müslümanın ulaşabileceği en büyük makamdır. Deprem, imanlı olarak toprak altında kalarak ölen kimse için şehitlik makamı demektir. Ahirete tertemiz göçmek demektir. İster miyiz toprak altında kalıp can çekişe çekişe ölmeyi? Hiç birimiz elbette istemeyiz ama direksiyon bizde değil, bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bu dünya hayatında bir saniye sonra başımıza ne geleceğini, neden geleceğini, gelecek olanın iyi mi kötü mü olacağını biz bilemiyoruz. Ama bir bilen var.

Gözümüzün önünde Müslüman katliamı yaşanıyor ama Müslüman’dan ses çıkmıyor. Yanılmıyorsam Şuara suresinde bir ayetti. Mealen der ki “başınıza gelen her şey kendi kazandıklarınızdandır (yaptıklarınızdandır)” Filistinlilerin başına geleni farklı farklı açıklayabiliriz. Belki o güne kadar İslam’a uygun bir yaşantı sürmemiş olmalarının bir cezasıdır. Belki de Yüceler Yücesi Allah, onları böyle bir imtihana tabi tutarak sabırlarına göre onları cennete sokmayı murad etmiştir. Biz bilemiyoruz sadece düşünüyoruz. Filistin soykırımına ses çıkartmayan özellikle zengin körfez ülkeleri de sessizlikleri ile cezaya tabi tutulacaklardır. Sessiz kalanların imtihanları da o şekildir. Çünkü haksızlığa sessiz kalıp da hiçbir şey yapmayanın imanı en zayıf imandır.

Konuya sübjektif bir katkı vermek için şunu söyleyebilirim. Kendimi bildim bileli son derece inançlı - imanlı bir insan olmama rağmen, iblisin vesveselerine kanarak, benim de “neden ben? sualini sormak gibi hadsizlik yaptığım dönemler oldu, özellikle de gençlik yıllarımda. Ancak dinimi daha iyi tanıdıkça, aklımı kullandıkça, okudukça, okudukça, okudukça hastalığım için Yüce Rabbime, bana lütfetmiş olduğu bu güzel hediye için şükür etmeye başladım. Şükür ve Hamd etmeden geçen bir tek günüm yoktur. Kafam dağınık değil, çok şükür keyfim yerindedir.

Tek arzum sonsuz olan gerçek âleme imanlı bir şekilde göç etmektir.

Osmangazi kardeşim Esed biz ehli sünnet inancına göre makbul bir insan değildir. Din dışı itikadi görüşleri vardır. Araştırmanı önerim.

Konu uzun ve çok dallı. Her yazılan cümleden yeni bir konu doğuyor. Tıpkı soyağacı gibi.

Burada keseyim Sanırım maksat hâsıl olmuştur.

Selametle..
 
O ifade "Neopolis" rumuzlu arkadaşımızın yazısında var.
Seninle ilgili bir şey değil.
Seninle ilgili olan yazımın en sonunda olan kısım Esed tefsiri hk. olan.
 
@Pickle,

Sizi yaratan yaşatan n efes alıp vermenizi sağlayan girmeyi duymayı yürümeyi y etmenizi içme bizi herşeyi vardan yok eden cenabı Allah var.
 
"Kendimi bildim bileli son derece inançlı - imanlı bir insan olmama rağmen"

Bunu kendim için düşünürsem bu da şeytanın vesvese sindendir diye düşünürüm. Burda bile Allah korusun ben çok dindarım gibi kibirlenmeye götürebilir. Nefsimi besler.
 
“Çok dindarım” demedim. Dediğin gibi böbürlenmek maksadı ile bu söylendiğinde, Allah korusun sıkıntılı durum doğabilir.
Kadir gecesinde bizim mahalle camisinde hoca sağ olsun her zaman, her sene teravih namazından sonra tespih namazı kıldırır. “Kişinin en azından ömründe bir defa bu namazı kılması gerekir” mealinde bir hadis vardır. Dört rekâttır ama biraz meşakkatlidir, meşakkat de asıl imamdadır. Cemaatte değil. Takribi yarım saat sürer. Sen belki biliyorsundur da bilmeyen arkadaşlar varsa bilgilendirmek için biraz tafsilatlı yazdım. “Ben daha önce bu namazı kıldım, ömrümde bir defa kılma görevimi yerine getirdim diyerek teravih namazından sonra sakın sıvışmayın haaa” diyerek imam cami cemaatini tatlı bir üslupla ikaz etti. “Çünkü, namazın kabul olunup olunmadığını bilemezsiniz, belki elli kere kılmışsınızdır ama şartlarına riayet etmemişsinizdir ve hiç biri kabul olmamıştır, o nedenle kaytarmayın” dedi.

Dolayısıyla kardeşim böbürlenmek yok, Allah korusun. Biz elimizden geldiğince kabul olunmasını umarak ibadetimizi yaparız, kabul olup olmadığını bilemeyiz. Ne kadar dindarız, onu da bilemeyiz.

“Kendimi bildim bileli inançlıyım” derken her zaman Allah korkusunu taşıyan birisi olduğumu belirtmek için söyledim. Bununla da gurur duyarım, öyle de olmak gerek. Mesela “Müslümanım inşallah” denmez zira “Müslümanım Elhamdülillah” diyecek mümin kişi, kesin konuşacak, inşallah diyerek tereddüde, şüpheye veya temenniye mahal verecek şekilde konuşmayacak.


Hadi kolay gelsin.
@osmangazi,
 
İnanan bir şey kaybetmez ibadet ederek. En kötü spor yaptım sağlık buldum der. İnanmayan ya Allah varsa, inkâr ettiği her şey gerçekse ne durumda kalacağını düşünsün.
 
@Ahmet T, engelli olsun olmasın ibadet yapıcaz gücümüz akılımız yettiğince
Aklını kaybetmişlere ibadet şart değil

Ayakta oturarak sağ yanına yatarak namaz kılın Ayeti var
 
Yusuf peygamberin bı kıssasi geldi aklıma kendi günah işlediği işin hiç affetmeyeceğini düşünüyordu birden Cebrail meleği ona insan olarak görünüverdi sordu ey Yusuf nedir seni bu kadar üzen dert e sokan Yusuf a.s anlattı günah işlediği için çok pişman olduğunu kendini hiç bir zaman affetmeyeceğini söyledi Cebrail bunun üzerine Yusuf peygambere Allah senin bu mahcubiyetini görmekte senin yaptığın hatanın farkında duyduğun bu üzüntü mahcubiyet için senden peygamberliğini geri almadı o hayla seni peygamberleri arasında biliyor dedi
Yanlış anlaşılmak istemem bir ilahiyatçı değilim kafama göre fetva da vermek haddime değil ama Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir İyi ve ya kötü bu dünyada başımıza gelecek veya gelmiş olaylar olabilir bir başka İsa a.s bir gün bir kadını zina suçundan önüne getirdiler sen peygambersen bu kadın suçlu zina etmiş görenlerde var şahitler uçurunda rej edilmesi taşlayarak öldürülmesi gerekir gerekeni yap dediklerinde İsa a.s ozaman ilk taşı günahı olmayan atsın dediğinde hepsi arkasını dönüp gitmişti.
 
@[NirvaNa],

Ne kadar güzel söylüyorsunuz. Kötü denebilecek antisosyal yani sosyopat kişilerde bile bir iyiliği bir dürüstlüğü bir güzellik görebilen insanlar kalmadı sanırım. Bir eleştiriye maruz kaldığımızda hemen saldırıya geçiyoruz, yetersiz olduğumuzu düşünmek yerine yetersizliğimizi kapatma derdine düşüyoruz.
 
Ben Allaha inançlıyım ama bu mesajlara bakınca
Bir yaratana inanmak korkaklık mı
Diye soruyorum
 
Üst Alt