Güncel İçerik

Merhabalar

Engelli haklarına dair tüm içerikten üye olmaksızın yararlanabilirsiniz.

Soru sormak veya üyelere özel forumlarlardan ve özelliklerden yararlanabilmek içinse sitemize üye olmalısınız.

Teksan İnovatif Medikal: Engelliler, Engelli Çocuklar, Hasta ve Yaşlılar için emsalsiz ürünler

Engelliler Haftası

ENGELLEKTUEL

Aktif Üye
Üyelik
8 Kas 2004
Konular
87
Mesajlar
1,410
Reaksiyonlar
162
Bir gün yine klasik Türkiye sabahlarından biri.
Kaldırım zaten yok.
Olan kısmı da elektrik direği, duba, scooter, market kasası ve “park etsem 2 dakika ne olacak abi” diyen adam tarafından işgal edilmiş.
Yani şehir planlamasını görünce insan şüpheye düşüyor:

Bunu gerçekten şehir plancıları mı yaptı, yoksa GTA görev haritası mı hazırladılar?
Ben yavaş yavaş ilerlemeye çalışıyorum.
Bir elim dengede, bir göz yerde.
Çünkü bizim ülkede yürümek bazen battle royale oyunu gibi.
Bir yanda kırık kaldırım.
Bir yanda aniden biten rampa.
Bir yanda “engelli erişimine uygundur” yazıp girişine 14 basamak koyan bina.

Türkiye’de erişilebilirlik bazen şey gibi:
Word dosyasında “Save As PDF” yapınca dijital dönüşüm olduğunu sanmak.
Kağıt üstünde her şey var.
Gerçek hayatta ise rampa süs niyetine.
Sonra insanların o meşhur bakışı geliyor.
O bakışı bilirsiniz.
Yüzde hafif burukluk.

Gözlerde karışık bir “üzüldüm mü ilham mı aldım emin değilim” ifadesi.
Sanki belgesel fon müziği birazdan arkadan girecek.
Halbuki ben Everest’e tırmanmıyorum.
Sadece markete gitmeye çalışıyorum.
Ama ülkede erişilebilirlik seviyesi öyle bir noktada ki,

insan Migros’a ulaşınca kendini Dark Souls boss’u geçmiş gibi hissediyor.
Kapıya geliyorsun.
Rampa var gibi.
Yaklaşıyorsun.
Ama mimar herhalde Formula 1 pisti tasarlarken yanlışlıkla buraya koymuş.
Eğim yüzde 87.
Oradan çıkabilen zaten engelli değil, Marvel karakteridir.
İçeri giriyorsun.
Asansör bozuk.
“Geçici olarak hizmet dışıdır.”
Türkiye’nin en kalıcı cümlesi olabilir bu.
Bazı asansörler o kadar uzun süredir arızalı ki artık bina sakinleri onu dekor sanıyor.
Sonra insanlar dönüp şunu söylüyor:
“Engelleri aşmak senin elinde.”
Yok kardeşim.
Bazı engeller benim elimde değil.
Çünkü o engeli zaten belediye ihaleyle yapmış.
Engelliler Haftası gelince de aynı sahne başlıyor.
Kurumsal şirket postları:
“Sevgi varsa engel yoktur.”
“Hepimiz bir engelli adayıyız.”
“Farkındalık çok önemli.”

Sonra aynı şirketin plazasında:
  • Sensörlü kapı çalışmıyor.
  • Engelli tuvaleti depo olmuş.
  • Toplantı odasına ulaşmak için üç ayrı merdiven çıkılıyor.
  • İK “hibrit çalışma düşünüyoruz” derken aslında “haftada 5 gün gel” diyor.
Ama LinkedIn postu mor kalpli olduğu için herkes vicdanını başarıyla reboot ediyor.
Ben IT sektöründeyim.
Sistem kuruyorum.
Süreç yönetiyorum.
Endpoint yönetiyorum.
Kriz çözüyorum.
Ama bazen insanların aklındaki ilk soru hâlâ şu oluyor:
“Acaba çalışabiliyor mu?”
Komik olan ne biliyor musunuz?
Bazı insanlar yürüyüşüme bakıp kapasite analizi yapıyor ama Outlook’ta PDF eklemeyi bilmiyor.
Hayat gerçekten ilginç yerden ironi yazıyor.
Ve işin en garip kısmı şu:
Engelli bireyler çoğu zaman erişilebilirlik istemiyor aslında.
İnsan yerine konmak istiyor.
Çünkü bu ülkede bazen rampa eksikliğinden önce anlayış eksikliği yoruyor insanı.
Bir yere giderken yolun bozuk olması bir problem.
Ama insanların sizi sürekli “eksik versiyon” gibi görmesi başka bir şey.
O yüzden mesele sadece kaldırım değil.
Mesele şu:
Bir toplum, bir insanın hayatını kolaylaştırmayı “lüks” mü görüyor,
yoksa temel hak mı?
Çünkü erişilebilirlik ayrıcalık değildir.
İnsanlığın minimum sistem gereksinimidir.
 
@ENGELLEKTUEL, sistem gereksinimleri sadece Windows yükseltirken gerekli bir şey değil miydi?😁 Benim bilader 5 yıl oldu evi alalı.apartmanda asansör var, iskan yok kullanmıyorlar. Her yıl yeğenlerim doğum günlerinde 3 gün beni darlıyorlar gel gel diye. Gelde anlat bebelere, apartmanda başka kimsenin ihtiyacı yok herhalde. Bir de her merdiven olan yerde gel biz seni taşırız diyorlar ya, o na da gıcık oluyorum. Sanki derdim o, insan koli değil ki kucaklayıp taşıyasın. 2 kat bir yer çıkarmaya kalksalar, kollarımı hissetmeyecek hale geliyorum. Kaç kere incindi böyle 10-15 gün ağrısını çektim. O bir şey değil taşıyan kişi kendini de sakatlıylor. Evde yüksek giriş merdiven var. Hastane işi dışında.çıkmıyorum bende. Engelliye Uygun ev ara ki bulasın. Zaten kardeşlerime yakın oturmak zorundayım.bu çevrede o tip boş ev bulmak imkansız. Hadi buldun 40 bin lira kira, depozito taşınma desen minimum 150 Bin. Nasıl taşınacaksın. Belediyeler gerçekten engelliler için bir şey yapmak istiyorsa kendi ilçelerinde engelliye Uygun evleri satın alıp, uygun kira ile sadece engellilere kiralasın. Rehabilitasyon merkezi açıyorlar ama, evden çıkıp gidemedikten sonra ne anlamı var. Sadece kamu binalarına rampa, asansör yapmakla olmuyor engelliyi düşünmek.
 
@idosente Erişilebilir ev bulmak artık ev aramak değil, resmen legendary item düşürmeye çalışmak gibi.
2+1, balkonlu, otoparklı” kısmını geçtim…
İnsan artık ilana şunu yazmak istiyor:


“Girişte Dark Souls boss fight tarzı 14 basamak olmayan bina aranıyor.”


Çünkü olay kira değil artık.
Olay yaşayabilmek.


Millet ev seçerken:
“Güneş alıyor mu?”
“Site aidatı ne kadar?”
diye bakıyor.


Biz:
“Asansöre insan mı sığıyor yoksa sadece umut mu?”
ona bakıyoruz.


Bir de o klasik cümle:
“Abi söyle yaparlar.”


Hocam mesele zaten o değil.
Benim medeniyet tanımım:
Söylemeden yapabilmek.


Çünkü erişilebilirlik yardım kampanyası değil.
İnsan hakkı.


Bazı binalar var, mimar herhalde haritayı değil Mordor’u referans almış.
Rampaya bakıyorsun fizik değil tövbe testi.


Sonra erişilebilir bir bina bulunca insan tapu değil huzur satın almış gibi oluyor.


O yüzden diyorum:


Çok yaşa Kral Şakir 🤣


Adamların çizgi film mahallesi, gerçek hayattaki bazı residence projelerinden daha erişilebilir.
 
Son düzenleme:
Üst Alt