İMTİHAN
Ortalama bir insan ömrünün 65 yıl olduğunu düşünelim. Evet, çok uzun sayılmaz; fakat kısa olduğunu söylemek de mümkün değildir. Özellikle de her gün, her saat ve her dakika önünüze yeni engeller çıkıyorsa...
Üstelik bu 65 yıl herkes için aynı uzunlukta değildir. Havuz başında sevdiklerinizle geçirdiğiniz dört saat ile yoğun bakım ünitesinde, solunum cihazına bağlı ve bir dakika sonra ne olacağını bilmediğiniz evladınızın başında geçirdiğiniz dört saat aynı anlama gelmez. Sayısal olarak ortada hiçbir fark yoktur. Akrep ve yelkovan herkese aynı hızla hareket eder. Zamanın size bir düşmanlığı, başkalarına da bir ayrıcalığı yoktur. Fakat yaşanan duygular, yüklenen anlamlar ve taşınan ağırlık bakımından hiçbir şey aynı değildir.
Engellilik meselesinin bir imtihan olduğuna inanabilirsiniz ya da inanmayabilirsiniz. Bu yazının konusu da zaten bu değildir. Ancak şu bir gerçektir ki, engellilikle birlikte geçirilen hayat bir gün, bir ay ya da birkaç yıldan ibaret değildir. Çoğu zaman bir ömürdür. Bu nedenle meseleyi yalnızca sabır ve dayanma ekseninde ele almak yeterli değildir.
Bence engellilik, imtihan olmasının ötesinde bir vizyonu, bir misyonu ve aynı zamanda seküler bir anlamı da gerektirir. İnsan, yalnızca gelecekte elde edeceği sonuçlarla değil, bugün üretebildiği anlamlarla da ayakta kalır. Kısa vadede görülebilen küçük başarılar, olumlu geri bildirimler ve hayatın içinde karşılık bulan çabalar; yeni motivasyonların, yeni mücadele biçimlerinin ve yeni umutların kaynağı olabilir.
Çünkü insanı hayatta tutan şey yalnızca dayanmak değildir. Bazen asıl mesele, yaşadığı zorluğun içinde kendisine ve başkalarına değer katabilecek bir anlam inşa edebilmektir. Engellilik de tam bu noktada, yalnızca taşınan bir yük değil; aynı zamanda insanın kendini, toplumu ve hayatı yeniden düşünmesine vesile olan güçlü bir tecrübeye dönüşebilir.
