[FONT=Verdana]Jan-Philipp Sendker ‘in romanı ; Her Kalp Kendi şarkısını Söyler –ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar-
[/FONT]
[FONT=Verdana]Konusunu hiç bilmeden kapak tasarımına ve ismine bakarak seçtiğim bir kitap , okumaya başladığımda beni neden çektiği konusunda şaşırttı. Artık şaşırmamam lazım , engellilerle ilgili her şeyi mıknatıs gibi çekiyorum zaten.
[/FONT]
[FONT=Verdana]Yolları manastırda kesişen, biri görme yeteneğini kaybetmiş, diğeri hiç yürüme şansı olmamış iki çocuk. Görmenin gözlerle ilgisinin olmadığı, hareketin ayaklara bağlı olmadığı bir dünya… Çocuklukta başlayan 50 yıllık bir aşk. Masal gibi, şiir gibi mistik bir hikaye. İçten, samimi ve en önemlisi estetik bir anlatım. Duygudaşlık olduğu için etkilendim hikayeden. [/FONT]
Geçen Haziran ayında okumuş olduğum yukarıdaki kitabın devamı niteliğinde olan "Kalp Yalnızca İçeriden Açılan Bir Kapıdır" kitabını bitirdim. Bu yazarı sevdim gerçekten, kelimeleri zarif ve estetik. Her iki kitapta da hikaye içinden başka bir hikaye çıkıyor. Kitabın bir bölümünde mutlaka engelli hayatlara dokunuyor. Zor hayatlar ve sevgi dolu insanlar çıkıyor karşımıza.
Kitaptan öğrendiğim dikkatimi çeken bir konu da şu ; Budizm inancında sakatlığın kötü "karma"nın sonucu olduğu düşünülüyor, lanetli insanlar olarak kabul ediliyor ve çevrelerinde görmek istemiyorlar. Aileleri bile kötü şans getirdiği inançları yüzünden çocuklarını terk ediyorlar. Budist manastırları da sakat talebe istemiyorlar. Ancak fiziksel ve ve ruhani açıdan "lekesiz" olanlar keşiş olabiliyor. Hristiyan manastırları sahipleniyor bu yüzden sakat çocukları...
Şimdi Müslümanlığın bu konuda durduğu konumu düşünüyorum. Tatmin etmiyor beni bulduğum cevaplar...
