ya dönüyoruz dolaşıyoruz aynı konulara geliyoruz yukardada yazmıştım al sana zamanın haberi [TABLE="class: cms_table"]
[TR]
[TD="width: 35%"]
[/TD]
[TD="width: 2%"][/TD]
[TD="class: cms_table_columnist_head, width: 40%"]
Hüseyin Gülerce[/TD]
[TD="width: 23%"]
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD="class: cms_table_columnist_head, colspan: 4"]Öcalan'ın avukatlarıyla görüşme...[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[TABLE="class: cms_table"]
[TR]
[TD="class: cms_table_columnist-detail"]Geçtiğimiz pazar günü Abdullah Öcalan'ın avukatları ile Yalova'da bir görüşmemiz oldu. Daha önce Ali Bulaç'tan duymuştum. İki yıldan beri Öcalan'ın avukatları pek çok yazarla görüşüyorlarmış. Bulaç'la da iki defa görüşmüşler. Benimle görüşme taleplerini iletince, Yalova'da oturduğumu söyledim, randevulaştık. Bir alışveriş merkezinde kahvaltı eden yüzden fazla insanın arasında konuştuk.
Televizyon programlarında, gazete röportajlarında da en başta, "Gülen cemaati" olarak adlandırılan Gönüllüler Hareketi'nin bir sözcüsü olmadığımın altını çiziyorum. Çünkü bu hareket, bir cemaat, organizasyon değil. Bir sözcüsü, temsilcisi yok. Muhterem Gülen'in de, kimsenin sözcülüğüne ihtiyacı yok. Fikirlerini, görüşlerini internet sitesinden, Mehtap TV ve Samanyolu televizyonlarındaki sohbetleriyle açıklıyor, anlatıyor. Dolayısıyla Öcalan'ın avukatlarıyla Zaman Gazetesi yazarı olarak görüştüm.
Salı akşamı, Mehtap TV'deki Düşünce Günlüğü programımızda, bu görüşme ile ilgili geniş bir açıklamada bulundum. Dün de PKK'ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı'nda bu görüşme yer aldı. Haberde bizim görüşmemizin aktarılmasından sonra, Öcalan'ın değerlendirmesi, "Gülen Hareketi'ne önemli roller düşüyor" başlığı ile verilmiş. Dolayısıyla sanki kendisine bir mesaj iletilmiş, o da bu mesaja cevap vermiş gibi yanlış anlamalara neden olabilecek bir algı doğabilir. Belirtmek istediğim şudur: Görüşmemizde, ben Sayın Cumhurbaşkanımızın, aylardır, Türkiye'nin en önemli meselesinin "Kürt sorunu" olduğunun altını çizdiğini hatırlatarak, bu meselenin ülkemiz ve geleceğimiz için çözülmesinin şart olduğunu belirttim. İki hususu da çok önemli bulduğumu ifade ettim: Samimiyet ve üslup... Açıkladım:
PKK'nın İmralı'da, Avrupa'da, dağda temsilcileri, sözcüleri var. Türkiye'nin güçlenmesini istemeyen ülkeler var. İçeride silah, insan, uyuşturucu ticaretinden rant elde edenler var. Karmakarışık bir durum söz konusu. Samimiyet onun için çok önemli. Türklerin ve Kürtlerin vicdanı devreye girmezse, çözüm giderek zorlaşır.
Üslup konusu da çok hayati. Efelenme, dayatma gibi tavırların rahatsız edici psikolojik bir engel teşkil ettiği bilinmelidir. Çözüm için makul insanların devreye girdiği sırada, bir BDP sözcüsü, bir çuval inciri berbat edecek laflar ediveriyor.
Sonra ilave ettim: Aslolan milletimizin kardeşliğidir. Bin yıldan beri bir arada yaşıyoruz. Kavga etmemizi gerektiren hiçbir sebep yok. Fakat yine de meselenin hissi tarafını bir tarafa koyup akıl ve mantık planında bir çözüm bulmalıyız. Bu çözüm de belli. Demokratik zemin. Yapılacak da belli; demokratikleşme... Hukukun üstünlüğü, eşit vatandaşlık, fikir ve ifade hürriyeti, din ve ibadet özgürlüğü temelinde, birbirimize saygılı olma... Çözümü parlamentoda arama... Bunun için de ilk yapılacak işin şiddete ve teröre son vermek gerektiği...
Somut olarak atılacak adımlar konusunda da şahsi fikirlerimi şöyle sıraladım: AK Parti iktidarı samimi gayretler gösteriyor. Bölgeye, şimdiye kadar yapılmamış hizmetler götürülüyor. Ama bu mesele, sadece siyasilere bırakılamaz. Onların gayretleri yanında, kardeşliğimizi artıracak jestler üzerinde de durmalıyız. Çünkü hazırlanan, oynanan bütün oyunları ancak bizim kardeşliğimiz bozabilir. Ben böyle deyince, avukatlardan biri, "Mesela BDP heyeti, Çanakkale Şehitliği'ni ziyaret etse..." dedi. Ben de "Jestten kastettiğim, işte böyle bir şey." dedim.
Sonra BDP'nin Türkiye'nin partisi olması gerektiğini söyledim. Hemen söze girdiler ve "Müvekkilimiz bu konuda kendilerini çok ikaz ediyor; 'Türkiye'nin sorunları ile ilgilenmiyorsunuz' diyor." diye eklediler.
Ben ayrıca Doğu ve Güneydoğu'da hayırsever işadamlarının özellikle fakir Kürt çocukları için açtıkları okuma salonlarının, etüt merkezlerinin iç barış adına gönül köprüleri kurduklarını, bunun da kardeşliğimiz için en büyük jest olduğunu söyledim. Bu minval üzerindeki şahsî bir görüşmenin başka taraflara çekilmemesi, yanlış anlamalara fırsat verilmemesi gerekiyor...
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
pkk ve nar cemaatı birlik içinde olmasa caninin avukatıyla niye görüşür hüseyin gülerce niye çıkarlarınızın çatıştığını pkknın yurtlarınızı bastığını ondan sonra bu görüşmenin yapıldığını niye anlatmıyorsunuz çünkü amaç aynı narcılar ve pkk federal bir kürdistan için emek harcalar pkk silahla narcılar islam dininden aldıkları bazı ayetleri kendi dinlerinin kutsal kitaplarındaki pasajlarıyla harmanlama yaparak narcılarda din adıyla aynı amaca hizmet eder sen ibo efendi yukarda pkknın cemata düşmalığını yazan bi belge göstermişsin ama şu görüşmeyide hüseyin gülerce ve caninin görüşmesinide açıklayın çıkar larınıza nasıl ters düştüklerinizi pkk ile aynı amaca hizmet ederken onlarmı sizin tavuğunuza kışt dedi siz mi onların tavuğuna kışt dediniz bilmiyorum ama trde bu kadar cemaat varken kimse o caninin avukatıyla görüşmezken narcıların bu görüşmesi manidar
yukardada yazdım 1-7 temmuz 1995 tarihli aksiyon dergisinin kapağına bi bak kimin resmi var önce araştır sonra yaz Aynı Aksiyon dergisinin 13-19 Nisan 1996 tarihli 71. sayısında kapak başlığı “Diyaloğa Doğru”. Konu Fethullah Gülen’le Patrik’in görüşmesi. Orada ise şöyle yazıyorlar:
“... Fethullah Gülen ile Fener Rum Patriği Bartholomeos görüşmesinin Türkiye’nin menfaatleri için oldukça yararlı bir görüşme olarak nitelendirdiler. Görüşmenin son derece yapıcı geçtiğini belirten diplomatik kaynaklar, bu tip yakınlaşmaların Türkiye’nin dünyadaki prestijini de artıracağını savundular. Aynı kaynaklar Bartholomeos’un dünya çapında ve Hıristiyan dünyasında oldukça tanınan ve sevilen bir dini lider olduğu hatırlatılarak, Rum Patriği’nin kendisi ile azılı Türk düşmanı Yakovas arasına ciddi bir mesafe koyduğunu ve hatta Yunanistan hükümeti ile de ilişkilerinin iyi olmadığını iddia ettiler. 2004 İstanbul Olimpiyatları için çabalayan Türkiye’nin daha rasyonel davranıp Bartholomeos’un popülaritesinden faydalanarak Olimpiyatlar için daha tutarlı kulis yapabileceğini savundular...” 2 Ekim 1996 tarihli Zaman gazetesinin başlığı ise şöyle
Medeniyetlerarası diyalog için ilk adım.
Konferansta alkışlarla karşılanan bir konuşma yapan Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Fethullah Gülen hakkındaki sözleri bir takım acı olaylar yaşanmadan da uzlaşılabileceğinin somut bir göstergesi olarak kabul edildi...”
Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Morovitch, Katolik Cemaati Ruhani Lideri Kati Pelatre, Türkiye Protestan Prespiteryan Cemaati Sözcüsü İsa Karataş ve Yunanistan Başkonsolosu Fotis Ksidas’ın da katıldığı konferans çok renkli bir mozayik meydana getirirken konuşmacıların hoşgörü yüklü sözleri büyük takdir topladı. Üzeyir Garih’in “Şu anda burada insanların birbirlerini sevmeleri ve birbirleriyle ilişki kurmaları için adeta eğitim yapılıyor.”, Patrik Bartholomeos’un “Fethullah Gülen Hoca’mızla birbirimizi çok seviyoruz. O hepimiz için barışın, hoşgörünün ve insanlık için muteber olan değerlerin bir timsalidir.” ve Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Birbirimizi kendi içimizde kabul edemedik o yüzden de kendi cennetimizi kaybettik.” sözleri buluşma noktasını işaret ediyordu.”
“Eğer onlar Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilen Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Mâide: 81)
daha yazayımmı al sana zaman gaztesi haberleri narcılık dinin haberleri daha istersen bende çok var